Bilgi Üniversitesi'nde konuşan eski ABD Başkanı: "21. yüzyıldaki en önemli rolünüz..."
Eski ABD Başkanı ve Laureate International Üniversitesi Onursal Başkanı Bill Clinton, Türkiye'nin adil olmayan muamelelere karşı çıktığını ve adaletsizlikle mücadele ettiğini belirterek, ''Bu ortamda, Türkiye'nin bu yaptıkları bizi birbirimize çekecek bir mıknatıs olacaktır. Bazı işleri kendi açınızdan yapıyor, özgür olmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz, ama 21. yüzyıldaki en önemli rolünüz, yepyeni ittifakların kurulması olacak'' dedi.
Clinton, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsünde verdiği konferansta, 1999'da Türkiye'ye geldiğinde, TBMM'de bir konuşma yaptığını, STK'ları ve depremzedelerin bulunduğu çadırları ziyaret ettiğini hatırlattı.
AB'yi, 6 yıl boyunca Türkiye'yi hızlı bir üyelik sürecine sokmaları konusunda ikna etmeye çalıştığını ifade eden Clinton, ''Görüş farklılıkları, ceza yasası, Kürt sorununa ilişkin bazı sorunlar olduğunu biliyordum. Ayrıca, göç ve göçmenler konusunda da AB'nin endişeleri olduğunu biliyordum. Türkiye'nin nüfusu bu hızla artmaya devam ederse, bütün o fakir Avrupa ülkeleri teker teker Türkiye'ye gelmeye çalışacaklar bu sefer'' diye konuştu.
Clinton, o zamanki argümanını ''Bütün bu endişeler ve Kıbrıs sorunu gibi çözülmemiş sorunlar, Türkiye'nin tam üyeliğinin yaratacağı avantajlar yanında önemini yitirir'' şeklinde açıklayarak, ''Türkiye'nin, demokrasiye inancı, İslamiyete bağlılığı, Ortadoğu'ya örnek olan, insanların din ile terör arasındaki farkı daha iyi anlamalarına imkan verecek bir ülke olarak Avrupa'da bulunmasının yararlarını anlatmaya çalışmıştım'' diye konuştu.
Hayatının çoğunu Sahraaltı Afrika, Doğu Asya veya Latin Amerika'nın fakir ülkelerinde geçirdiğini anlatan Clinton, konferans için kurulan çadıra atıfla ''Konuşmamı yapmam için hiçbir yerde böyle bir çadır örgütlemiyorlar bana. Aslında sizin deprem bölgeleriniz gibi yerlere gidip, oralarda konuşuyorum'' dedi.
Clinton, insanlık tarihinde karşılıklı bağımlılığın en fazla olduğu bir dönemde yaşandığına ve ekonominin çok ötesinde bağımlılıklar bulunduğuna işaret ederek, insan ilişkilerinin çoğunda iyinin kötüyü dengeleyebileceğini, aynı şeyin modern dünyada da geçerli olduğunu, 21. yüzyılda bu etkileşimin herkes için önem taşıdığını söyledi.
Bu etkileşimin getirdiği ''muazzam'' problemlerin üç gruba ayrılabileceğini kaydeden Clinton, ilk sorunu, dünyada etkileşimin artmasıyla ülkelerin birbirlerinden daha fazla etkilenmesi şeklinde tanımladı. ''Ne kadar birbirimizle etkileşimli hale gelirsek, sınırlarımız ötesinde olup bitenlerin daha fazla farkına varırız'' anlayışına işaret eden Clinton, bunun geçmişe kıyasla dünyayı daha istikrarsız ve daha az öngörülebilir hale getirdiğine dikkati çekti.
Eski ABD Başkanı Clinton, ikinci sorunun, ''eşitsizlik'' olduğunu belirterek, ''Son 25 yıl içinde gelişen ülkelere baktığınızda ticaretin önemli olduğunu görüyoruz, ancak ticaret tek başına yetmiyor. Tabii eğitime, sağlık hizmetlerine, sermayeye erişime önem veren hükümetlerin de iş başında olması gerekiyor. Yani herkesin yaşamasına şans verecek ortamlara ihtiyacımız var. Eğer bunu sağlayamazsak ve eğer bir ülkede nüfus da hızla artıyorsa, eşitsizlik çok daha fazla artacak, insanlar fakirlikten orta gelirliliğe geçtikçe de fakirlik artacak. Bunların ulusal siyasi kararlarla giderilmesi gerekiyor'' değerlendirmesinde bulundu.
Dünyanın üçüncü sorununu, ''sürdürülebilirliğin sağlanamaması'' şeklinde açıklayan Clinton, 20. yüzyılın sanayi modeline göre bir sürdürülebilirliğin sağlanamadığını söyledi.
Eski ABD Başkanı ve Laureate International Üniversitesi Onursal Başkanı Bill Clinton, Türkiye'nin adil olmayan muamelelere karşı çıktığını ve adaletsizlikle mücadele ettiğini belirterek, ''Bu ortamda, Türkiye'nin bu yaptıkları bizi birbirimize çekecek bir mıknatıs olacaktır. Bazı işleri kendi açınızdan yapıyor, özgür olmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz, ama 21. yüzyıldaki en önemli rolünüz, yepyeni ittifakların kurulması olacak'' dedi.
Clinton, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsünde verdiği konferansta, 1999'da Türkiye'ye geldiğinde, TBMM'de bir konuşma yaptığını, STK'ları ve depremzedelerin bulunduğu çadırları ziyaret ettiğini hatırlattı.
AB'yi, 6 yıl boyunca Türkiye'yi hızlı bir üyelik sürecine sokmaları konusunda ikna etmeye çalıştığını ifade eden Clinton, ''Görüş farklılıkları, ceza yasası, Kürt sorununa ilişkin bazı sorunlar olduğunu biliyordum. Ayrıca, göç ve göçmenler konusunda da AB'nin endişeleri olduğunu biliyordum. Türkiye'nin nüfusu bu hızla artmaya devam ederse, bütün o fakir Avrupa ülkeleri teker teker Türkiye'ye gelmeye çalışacaklar bu sefer'' diye konuştu.
Clinton, o zamanki argümanını ''Bütün bu endişeler ve Kıbrıs sorunu gibi çözülmemiş sorunlar, Türkiye'nin tam üyeliğinin yaratacağı avantajlar yanında önemini yitirir'' şeklinde açıklayarak, ''Türkiye'nin, demokrasiye inancı, İslamiyete bağlılığı, Ortadoğu'ya örnek olan, insanların din ile terör arasındaki farkı daha iyi anlamalarına imkan verecek bir ülke olarak Avrupa'da bulunmasının yararlarını anlatmaya çalışmıştım'' diye konuştu.
Hayatının çoğunu Sahraaltı Afrika, Doğu Asya veya Latin Amerika'nın fakir ülkelerinde geçirdiğini anlatan Clinton, konferans için kurulan çadıra atıfla ''Konuşmamı yapmam için hiçbir yerde böyle bir çadır örgütlemiyorlar bana. Aslında sizin deprem bölgeleriniz gibi yerlere gidip, oralarda konuşuyorum'' dedi.
Clinton, insanlık tarihinde karşılıklı bağımlılığın en fazla olduğu bir dönemde yaşandığına ve ekonominin çok ötesinde bağımlılıklar bulunduğuna işaret ederek, insan ilişkilerinin çoğunda iyinin kötüyü dengeleyebileceğini, aynı şeyin modern dünyada da geçerli olduğunu, 21. yüzyılda bu etkileşimin herkes için önem taşıdığını söyledi.
Bu etkileşimin getirdiği ''muazzam'' problemlerin üç gruba ayrılabileceğini kaydeden Clinton, ilk sorunu, dünyada etkileşimin artmasıyla ülkelerin birbirlerinden daha fazla etkilenmesi şeklinde tanımladı. ''Ne kadar birbirimizle etkileşimli hale gelirsek, sınırlarımız ötesinde olup bitenlerin daha fazla farkına varırız'' anlayışına işaret eden Clinton, bunun geçmişe kıyasla dünyayı daha istikrarsız ve daha az öngörülebilir hale getirdiğine dikkati çekti.
Eski ABD Başkanı Clinton, ikinci sorunun, ''eşitsizlik'' olduğunu belirterek, ''Son 25 yıl içinde gelişen ülkelere baktığınızda ticaretin önemli olduğunu görüyoruz, ancak ticaret tek başına yetmiyor. Tabii eğitime, sağlık hizmetlerine, sermayeye erişime önem veren hükümetlerin de iş başında olması gerekiyor. Yani herkesin yaşamasına şans verecek ortamlara ihtiyacımız var. Eğer bunu sağlayamazsak ve eğer bir ülkede nüfus da hızla artıyorsa, eşitsizlik çok daha fazla artacak, insanlar fakirlikten orta gelirliliğe geçtikçe de fakirlik artacak. Bunların ulusal siyasi kararlarla giderilmesi gerekiyor'' değerlendirmesinde bulundu.
Dünyanın üçüncü sorununu, ''sürdürülebilirliğin sağlanamaması'' şeklinde açıklayan Clinton, 20. yüzyılın sanayi modeline göre bir sürdürülebilirliğin sağlanamadığını söyledi.
Yorum Gönder
Gelişmemiz için yorumlarınız bize yön gösterecek. Teşekkür ederiz.