Previous
Next

14 Mart 2019 Perşembe

Mutluluk seviyenizi artıracak kolay uygulanabilir 8 yöntem

Mutluluk seviyenizi artıracak kolay uygulanabilir 8 yöntem

Bilimsel araştırmalar mutluluk ile hareket arasındaki ilişkiyi her geçen gün daha da doğruluyor. 

Araştırmacılar mutsuz ve stres yüklü insanların birkaç basit hareketle bile bakış açılarını değiştirebileceğini öne sürüyor. Herbalife Global Sporcu Performansı ve Fitness Eğitimlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samantha Clayton, "Mutluluk seviyenizi arttırmak istiyorsanız hareket edin, hiç olmazsa 2 dakikalık tempolu yürüyüş yapın" diyor. İşte Clayton'ın önerileri...

Günümüz dünyasının insanı yoğun iş takvimini dengeye oturtmak için baş döndürücü bir tempoya ayak uydurmaya çalışıyor. Bu koşturmaca içinde olmak kişiyi bazen tükenme noktasına getirebiliyor. Bu durumda sağlıklı kalabilmek için biraz mola verip ruh halini iyileştirmek ve enerji seviyesini düzenlemek gerekiyor.

Herbalife Global Sporcu Performansı ve Fitness Eğitimlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samantha Clayton, bilimsel olarak kanıtlanmış, kolayca uygulanabilecek ve stresi azaltarak yaşam kalitesini yükseltecek 8 basit "hayatta kalma yöntemi"ni anlatıyor.

Karnınızdan nefes alın
İşe nefes alma şeklinizi değiştirerek başlayın. Bilinçli nefes alma tekniklerini kullanarak burnunuzdan aldığınız nefesin karnınızda genişlemesini hissedin ve sonra ağzınızdan nefes verin. İşyerinde veya yoğun programınızın ortasında bilinçli nefes alma tekniğini 5-10 kez tekrarlamak, zihninizi yatıştıracak son derece etkili bir moladır.

Vücudunuzu esnetin
Kahve molası yerine esneme molası vermeye ne dersiniz? İş yerinizde otururken ve telefonla konuşurken basit boyun hareketleri ve kol esnetme egzersizleri yapabilirsiniz. Gün içerisinde basit hareketler zihninizi tazeler ve kas gerginliğini azaltır.

Nerede olursanız olun, mutlaka düzenli olun
Ruh halinizi desteklemek için önce stres seviyenizi azaltmanız gerekir. Eşyalarınızı kaybetmek veya nereye koyduğunuzu hatırlayamamak strese yol açar. Evde, işte veya arabada, kısacası her yerde düzenli olmaya biraz zaman ayırın. Günde sadece birkaç dakikanızı ayırarak etrafınızı düzenlemek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir.

Koordinasyon egzersizleri yapın
Üst bedeni ve alt bedeni aynı anda çalıştırmak sizi zinde hale getirir. Omuz geliştirme egzersizlerini bacak egzersizleriyle birleştirdiğinizde egzersiz rutininizi hızlandırabilir ve beyninizi harekete geçirebilirsiniz. Bir sonraki seferde koordinasyonunuzu güçlendirecek birkaç basit hareket daha üretebilirsiniz.

Daha sık gülümseyin
Gülümsediğinizde vücudunuz endorfin salgılar. Daha da önemlisi sahte bir gülümseme bile aynı etkiyi yaratır! Her gün bilinçli olarak insanlara gülümseyin. Ruh halinizin bir anda düzeldiğini ve yüz kaslarınızın çalıştığını hissedeceksiniz. Üstelik insanlar da size gülümseyeceği için onların ruh halinin düzelmesine de katkıda bulunmuş olursunuz.

Tempolu yürüyüş yapın
İki dakikalık bir yürüyüşün sağlığınıza ya da ruh halinize bir etkisinin olmayacağını düşünebilirsiniz. Oysa tempolu bir yürüyüş birkaç dakikalığına bile yapılsa kalp-damar sağlığınıza iyi gelebilir. Sadece birkaç dakikanız varsa, hızlı ve tempolu bir yürüyüşü tercih edin. Farklı bir yöntem deneyerek (ve eğer mümkünse dışarıda yürüyerek), stres seviyenizi azaltabilirsiniz. Gün içinde en az 30 dakika yürümek ideal egzersiziniz olabilir.

Cildinize zaman ayırın
Kaliteli cilt bakım ürünleri, dış görünüşünüzü ve dolayısıyla da ruh halinizi olumlu etkiler. Evde peeling yaptığınız yüzünüze kaliteli bir nemlendirici kremle masaj yapmak yalnızca iki dakikanızı alacaktır. Dış görünüşünüze özen göstermek için ekstra zaman ayırmak özgüveninizi arttırır ve doğru ürünlerle yüz masajı yapmak bunun için en kolay yöntemlerinden biridir.

Hızlı bir "egzersiz kokteyli" deneyin
Hepimizin bildiği egzersizleri art arda kısa sürelerle yaparak bir kokteyle dönüştürün: Dört basit egzersizin her birini yalnızca 30 saniye yapmanız zindeliğiniz için yeterli olacaktır. Egzersiz süresi her ne olursa olsun, vücudunuz endorfin salgılayarak enerji seviyenizin artmasını sağlayacaktır. İşte basit bir egzersiz kokteyli:

Jumping jack (30 saniye)
Squat (30 saniye)
Push-up (30 saniye)
Yarım mekik (30 saniye)

Kışın kilo almamak için neler yapmalı

Kışın kilo almamak için neler yapmalı

Kışın metabolizma yavaşlıyor, kalori yakımı düşüyor ve kilo alımı kolaylaşıyor. Diyet yapanlar kilo almıyor fakat diyet yapmakta zorlananlar, kışın kilo almamak için ne yapmaları gerektiği sorusunun cevabını arıyor.

Sağlıklı her bireyin metabolizma çalışma hızının, kışın düştüğünü belirten Çevre Hastanesi doktorlarından Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. H. Ömer Aycan, kalori yakımının yavaşladığını ve kilo almanın kolaylaştığını söyledi. Metabolizmanın ana görevinin vücudu ısıtmak olduğunu, soğuğa direnç sağlamak amacıyla fazla enerji harcamadığını sözlerine ekledi.

Diyet ve egzersize rağmen aşırı kilolu olup, zayıflayamayanlar için cerrahi uygulamalar arasında, ameliyatsız yöntemlerin bulunduğuna dikkat çeken Op. Dr. H. Ömer Aycan; şöyle konuştu; "Kilo veremeyenlerde karşılaştığımız sorunlardan biri, kalp ve damar hastalıkları riskini arttıran ve sağlık sorunlarının bütününü oluşturan metabolik sendrom diye tanımladığımız durum. Metabolik sendrom, erkeklerde bel çevresinin 102 cm, kadınlarda ise 88 cm'den fazla olması, şeker hastalığı ya da insülin direnci bulunması, yüksek tansiyon, kanda ki yağ seviyesi yüksekliği, kandaki iyi kolestrol seviyesinin düşüklüğü ve bu bulguların hepsinin bir arada bulunduğu durumdur.

Diyet yapmasına rağmen zayıflayamayanlar ve cerrahi ameliyat riskinden kaçınanlar için ameliyatsız yöntem olan mide botoksu ve mide balonu tavsiye ediyoruz. Endoskopik mide balonu yöntemi en sık kullanılanıdır.Hastanede yatmayı gerektirmeyen, ortalama 10 - 25 kilo kaybı sağlayabilen mide balonu, altı ay ile bir yıl arasında çıkarılır. Bu uygulama işlemi endoskopi ile anestezi altında yapılır ve 15- 20 dakika sürer. Ayarlanabilir mide balonları kişinin kilo verme ihtiyacına göre daha az ya da daha çok sıvı ile şişirilir. İşlem sonrası hastaneden çıkıp ev istirahatine geçilebilir.

Diğer bir uygulama ise mideye yapılan botoks enjeksiyonudur. 5-6 ayda yaklaşık 4-20 kilo verdirilebilen bu işlemin etkisi, açlık ve tokluk hissinde etkili olan midedeki kas ve sinirler üzerinde oluşan blokaj ile sağlanır. Mide botoksu ile hem kas tabakası etkilenir hem midenin boşalma süresi uzar, hem de sinir hücreleri etkilenerek açlık hissi azalır. "

Hareketin ve sağlıklı beslenmenin bir yaşam biçimi olmasını tavsiye eden Çevre Hastanesi doktorlarından Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. H. Ömer Aycan, tüm uygulamalardan sonra sağlıklı kalmak ve kilo almamak için beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesine, diyetisyen takibinin önemine, dikkat çekti. Açık havada hareketli zaman geçirmenin, yiyecek ve içecek kalorisine dikkat etmenin, kışın kilo kontrolünde etkili olduğunu söyledi.

1 Mart 2019 Cuma

Kışlıkları yıkamadan kullanmayın

Kışlıkları yıkamadan kullanmayın

Havalar soğumaya başlıyor. Kışlıklar bazadan veya hurçlardan çıkacak. Ancak uzmanların bu konuda bir uyarısı var! 

VM Medical Park Pendik Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Tunç, "Kışlıklardaki tozlar astım ataklarını tetikleyebilir. Bu nedenle özellikle kıyafetler yıkanmalı, yatak odasında yün yastık, yorgan ve halı kullanılmamalı" dedi.

Hava yollarının daralması ile nefes almayı güçleştiren astım hastalığı, dünyada milyonlarca kişiyi etkiliyor. Kesin bir tedavisi olmamakla birlikte yaşam boyu ataklar halinde devam ediyor. Ancak astım kontrol edilebilir bir hastalık. Bu konuda uzmanlara kulak vermeli ve kendi kendinizin doktoru olmalısınız! Özellikle kış ayları, enfeksiyonları da beraberinde getirdiğinden astım hastaları için zorlu geçer. Astımı tetikleyen en önemli unsurların başında alerjenler gelir. VM Medical Park Pendik Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Tunç, astım hastalarına kışlık uyarılarda bulundu.

60 DERECEDE YIKANMASI GEREKİYOR

Astım hastaları şikâyetlerini, tipik olarak ataklar halinde seyreden ve özellikle geceleri şiddetlenen hırıltılı solunum, nefes darlığı, öksürük, göğüste sıkışma hissiyle tarif ederler. Alerjik astımı olan hastalar sıklıkla ev tozu akarlarına duyarlı olduklarından, uzun süre gardıroplarda bekleyen kışlıklar çıkarılırken buradaki giysilerin tozlarına maruz kalırlar. Dolayısıyla akar alerjisi ile astım tetiklenebilir.

Bu nedenle kışlıklar çıkarılırken toz temizliğine dikkat edilmelidir. Kış aylarında soğuk nedeni ile evlerimizde yün yatak, yorgan ve yastık, battaniye, halı kullanımı sıklaşır. Tüm bunlar ise ev tozu akarları için uygun ortam oluşturur. Bu malzemeler yatak odasında kullanılmamalı, yatak odası sık sık havalandırılmalı, çarşaf, nevresim ve yastık kılıfları haftada 1 kez 60 derecenin üzerindeki su ile yıkanarak değiştirilmelidir.

BOĞAZLI KAZAKLARDAN UZAK DURUN

Boğazlı kazaklar, tüylü kıyafetler de astımı tetikleyebilir. Yine bu kıyafetlerin sık sık yıkanması çok mümkün olamayacağı ve temizlenmesi de güç olacağından akar birikimi kolay olacaktır. Soğuk hava ile ağız ve burun yoluyla ani ve direkt temas astımı tetikleyebileceğinden korunma için atkı kullanılabilir. Bunun yün olmaması, sık havalandırılması ve yıkanabilir olması önemlidir. Montların ise normal vücut ısısını koruması dışında bir özelliği olması gerekmez. Astımı olan hastaların normal insanlara göre daha kalın kat kat giyinmesi tavsiye edilmez.

BİTKİ ÇAYI FAYDA ETMEZ, İLACINIZI KULLANIN!

Astımlı hastalar kış aylarında solunum yolu ile aldıkları kontrol edici ilaçları özellikle düzenli kullanmalıdırlar, atak anında ise nefes açıcılarını tedavilerine eklemelidirler. Mentollü su ve bitki çayları gibi içeceklerin astıma iyi geldiği kesin olarak söylenemez.

Çok ciddi astım atakları esnasında akciğerler yeterli oksijen oluşturamayacağından dil, dudak ve parmaklarda morarmalar olabilir. Zaten bu ataklar görülürken hastada çok belirgin nefes darlığı da oluşur. Kış aylarında ve mevsim değişikliklerinde soğuk algınlıkları, nezle, grip gibi viral ve bazen de bakteriyel enfeksiyonlarda artış olur. Bunlar da iyi giden astımı kontrolden çıkarabilir. Enfeksiyonlardan korunmak için kişisel hijyene dikkat etmek, ayrıca bol sıvı tüketmek ve sağlıklı gıdalarla beslenerek vücut direncini yüksek tutmak gerekir.

Düşünceler neden takıntı haline gelir?

Düşünceler neden takıntı haline gelir?

Hepimizin titizlik, simetriye önem verme, kapıyı-pencereyi kontrol etme gibi küçük takıntıları olabilir. Peki nedir bu takıntıların altında yatanlar?

Takıntılarınızı hafife almayın! Bu takıntılar kişinin yaşamla ve çevresiyle ilişkisini bozmaya başlamışsa, bunun psikiyatrideki adıyla Obsesif -Kompulsif Bozukluk - OKB (Saplantı-Zorlantı Hastalığı) olabileceği üzerinde düşünülmeli.

Saplantılar ya da takıntılar ve buna eşlik eden zorlantıların incelenmesi insanlık tarihi kadar eski. Shakespeare'in Macbeth'inde Obsesif Kompülsif Nevrozun klasik bir örneğini görüyoruz. Lady Macbeth'in ince manevraları ve etkilemesi ile kocası Macbeth, Kral Duncan'ı katleder. Bundan sonra Lady Macbeth'de el yıkama hastalığı başlar… "Ve Arabistan'ın bütün kokulu sabunları getirilse bu elin kirleri temizlenemez" der ve sürekli ellerini yıkar. "Saplantı veya takıntı, irade dışı, bireyi tedirgin eden, benliğe yabancı (ego-dystonic), bilinçli çaba ile kovulamayan, ortadan kaldırılamayan, düşünmeden edilemeyen ve inatçı biçimde tekrarlayan düşüncelerdir."

Acıbadem Hastanesi Bursa Psikiyatri Uzmanı Bekir Tasalı böyle yapıyor saplantının tanımını. Saplantı-Zorlantı hastalığında kişi, saplantılarının aklına gelmemesi için olağanüstü çaba sarf eder, fakat zorlandıkça istenmeyen düşünceler yine gelir ve bunu istenmeyen hareketler (kompülsiyonlar) takip eder…

Saplantılı zorlantı bozukluğunun genellikle genç yaşta, 18 – 25 yaş aralığında görülmeye başlandığını söyleyen Psikiyatri Uzmanı Bekir Tasalı konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: "Erkeklerde daha erken yaşlarda görülebildiğini biliyoruz. Bu tip reaksiyonların başlangıcında belirtiler hafif ve sinsi bir şekilde başlar. Bireyin bizzat kendisi, kendisine hastalık kelimesini yakıştıramaz. Hastalıklarını gizlerler. Kimseye belli etmezler. Bir kısmı ise bunu bir yaşam felsefesi olarak kabullenirler. Diğer bir düşünce tarzı, onlara anormal gelebilir."

Kadınlarda daha sık görülüyor

Son yıllarda gerek ABD gerekse İngiltere'de yapılan çalışmalar hastalığın yüzde 2 – 3 oranında görüldüğünü gösteriyor. Ülkemizde yapılan araştırmalarda ise, bu oranın yüzde 1 – 2 arasında değiştiği, kadınlarda erkeklere oranla 2 – 3 misli daha fazla görüldüğü tespit edilmiş. Psikiyatri Uzmanı Bekir Tasalı, bu tür hastalıklara yatkınlığı olan kişilerin, premorbid kişilik yapısına sahip olduklarını yani aşırı titiz, düzenli, mükemmeliyetçi, aşırı kontrollü ve kuralcı olduklarını söylüyor ve devam ediyor: "Saplantılar ve takıntılar giderek hastayı tedirgin eder, bunaltır. Bunaltıyı gidermek için hasta zorlantılara (kompülsiyonlara) başvurur. Bu husus bir döngü biçiminde sürer gider.

Düşünce düzgün akışta ve bununla beraber uyumludur. Hasta bunların saçma olduğunu bilmesine rağmen düşünmeden edemez. Bazı grup hastalarda metafizik düşünce bozuklukları dahi görülebilir. Numara sayma, elin kirli olup olmaması, kapının kilitli olup olmaması, hava gazının açık olup olmaması ve benzeri takıntılar obsesif düşünce örnekleri olarak sıralanabilir." Uzm. Tasalı oluş nedenleri ile ilgili ise şu bilgileri veriyor:

Biyolojik etkenler: 20 yıl öncesine kadar ruhsal olarak kabul edilen bu bozukluğun, son yıllarda kalıtsal (tek yumurta ikizlerinde yüzde 60) olduğu gözlemlenmiştir. Yine yapılan çalışmalarda ve tedavi gözlemlerinde, antidepresan ilaçlardan SSRI'ların (seçici serotonin geri alım baskılayıcıları) hastalık tedavisindeki başarısı biyolojik mekanizmada serotoninin etkisinin önemli olduğunu göstermiştir. Son yıllarda Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) ve SPECT ile yapılan görüntüleme araştırmalarında, OKB (Obsesif -Kompulsif Bozukluk) hastalarında beynin bir kısım bölgelerinde yüksek düzeyde anormal etkinlik gösterilmiştir.

Psikososyal etkenler: Titiz, özellikle çocukluk çağında aşırı kuralcı ve disiplinci eğitim veren düzenli, temizliğe fazla değer veren, zaman ve düzen kavramı daha güçlü gelişmiş toplumlarda bu reaksiyonun görülme sıklığı daha yüksektir. Toplumumuzda çok sık görülen, uğursuzluğa karşı birkaç kez tahtaya vurma gibi davranışlar aslında nevroz belirtisi olmasa bile bunlar inanılan bir kötülüğü, uğursuzluğu kovmak için yapılan ve büyüsel düşünceye dayalı zorlantılı davranış bozukluklarıdır.

İnatçı bir hastalık

Takıntılı, zorlantılı hastalığın genellikle süregen ve inatçı bir rahatsızlık olduğunu söyleyen Psikiyatr Tasalı, "Başlangıçta hastalar saplantılarını gizlemeye çalışırlar. Bunları, kendileri de anlamsız ve gereksiz buldukları için, belli etmemeye, özellikle kompülsif tarafını gizlemeye çalışırlar. Kendi iradeleri ile bunun altından kalkacaklarını düşünürler. Belirtiler artıkça ve yayıldıkça, köşeye sıkıştıklarını anlayıp bunaltıya girerler. Kompülsiyonlarla ne kadar sıkıntılarını hafifletmeye çalışsalar da, reaksiyon daha dramatikleşir. Bilahere, toplumsal defektler oluşur. Hasta sekonder anksiyete duyar" diyor. Eskiden bu takıntı bozukluğuna iyileşmez gözüyle bakıldığını söyleyen Psikiyatr Tasalı bugün, bilinçli ilaç kullanımı, ilaçla birlikte davranışsal kognitif yöntemleri, gevşeme egzersizlerinin hatta elektroşokun bu reaksiyonun tedavisinde çok önemli yararlar sağladığını vurguluyor.